Büyümek bir çocuk için zor, aileler içinse herşey yolunda gittiğinde keyifli bir süreçtir. Çocuğumuz büyürken çok önemli dönüm noktalarından geçer ve her gelişimsel dönüm noktasında bir üst basamağa geçer. Buna büyümek deriz. En iyi ihtimalle büyürken çocuğumuzun gelişim alanları da yaşına paralel olarak gelişim eğrisinin normal sınırları içinde yer alır ya da bazen bu eğrinin biraz gerisinden gelir. Bu çocuğumuzun hayatını olumsuz etkilemediği sürece kabul edebileceğimiz bir gerilik olabilir fakat bazen gözden kaçırdığımız, normal sınırlar içerisine girmesi için sadece büyümesini beklediğimiz öyle gelişim gerilikleri bulunur ki o zaman çocuğumuzun hala açık olan fırsat penceresi çoktan daralmıştır bile. Biz geç kalmışızdır.

Bu fırsat penceresi çocukların hayatının ilk 3 yılında açıktır. Sonrasında gittikçe daralır. İşte bu dönemde çocukların konuşmasında görülen gecikmeler “büyümesini beklerken” , “Babası da geç konuşmuştu”ları duyarken ya da “Erkek çocukları geç konuşur. Amcası da 5 yaşında konuşmaya başladı, sonra susturamadık” lara varan dış sesleri dinlerken bir bakmışız çocuğumuzun fısat penceresi neredeyse kapanmıştır. Yaşamın ilk 3 yılında beyin gelişimi çok hızlıdır. Bu dönemde çocuklara verilen işitsel, görsel, dokunsal, tad ve koku uyarıları ile beyin hücreleri yeni bağlantılar, yeni yollar oluşturur. Bunu öğrenme olarak tanımlarız. İşte dil ve konuşma gelişimi için de ilk 3 yıl hayati önem taşır. Bu
dönemde dil ve konuşma gelişiminde gerilik olup olmadığını anlamak için 1-3 yaş arasında önemli kilometre taşları vardır.

18 aylıkken konuşmanın özeti gibi görünen, takıların, özne-yüklem ilişkisinin bulunmadığı “anne su” gibi telgrafik konuşma olarak adlandırılan basit ifadeler kullanırlar. Çocuklar 2 yaşına geldiklerinde söyledikleri kelime sayısı ortalama 50’dir ve 300 civarı kelimeyi anlarlar. 2-3 yaş arasında 2-3 kelimelik cümle kurmaya başlarlar.

Toplumumuzda yaygın olarak rastlarız… Ailede ve çevrede görülen benzer durumlar tüm bireylerde aynı şekilde sonuçlanması beklenir, uzman yerine komşunun veya aile büyüklerinin tespitlerinin göz önüne alınır. Özellikle sağlık problemlerinde bu ve benzeri durumlar malesef görülür. Üzülerek söylüyorum bu, aynı şekilde dil ve konuşma bozuklukları için de sık karşılaştığımız durumlardan biridir. “Neden bu kadar beklediniz?” sorusuna yanıt zaman zaman “Biraz bekle konuşur dediler” olabilmektedir.

Dil ve konuşma gelişiminde gözlenen gerilik ne kadar geç müdahale edilirse o kadar kalıcı ve döndürülemez sonuçlara yol açmaktadır. Bu da çocuğun öğrenim hayatından, sosyal ilişkilerine kadar olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Tüm bunlardan dolayı ailede daha önceden gözlenen bir dil ve/veya konuşma geriliği olsa bile mutlaka bir konuşma bozuklukları uzmanına başvurulması ve dil ve konuşma terapisi alıp almayacağına uzmanla beraber karar verilmesi gerekmektedir. Örneğin, 3 yaşına gelmiş ama dili kullanmaya başlamamış çocuklarda hala bekleme kararı alınırken şu göz önüne alınmalıdır. 3 yaşına gelmiş bir çocuğun hayatında 1 yıl demek onun hayatının 3’te 1’i demektir. Bu sürede büyük olasılıkla kazanacakları olmayacağı gibi kaybedecekleri de üstüne eklenecektir.

Anne babalar olarak, çocuklarımızı iyi gözlemleyip, erken müdahaleyi bir fırsat olarak görmeliyiz. Böylece onlara normal gelişim gösteren yaşıtları ile eşit fırsatlar yaratmış oluruz.

Sermin Kumdakçı

Sermin Kumdakçı

Odyoloji, Konuşma, Ses Bozuklukları Uzmanı