Benim De Katılım Hakkım Var!

Bir Toplum eğer kendi çocuklarına yaklaşımı, sadece o toplumun koruma ve şefkat duygularını yansıtmakla kalmaz, bu yaklaşım aynı zamanda o toplumdaki adalet anlayışını ve genç nesillerin geleceğe hazırlandığını da göstermektedir.

Toplumsal bilinç çerçevesinde insan hakları ve demokratik katılıma bağlı olarak gençlerin özgürlük içinde yetişmesi ülkenin geleceği içinde önem taşımaktadır. Çocukluk ve gençlik döneminde bireyin toplumsal yaşama katılması ve kendini özgürce ifade etmesi aktif vatandaşların yetiştirilmesinde ön koşuldur.

Ülkemiz in’de onayladığı Evrensel Çocuk Hakları Sözleşmesi, bireyin yaşama, gelişme, korunma haklarının yanı sıra katılım hakkını da güvenceye almaktadır.

Bu katılım anlayışı çocukların ebeveynlerin tarafından kesin sınırları belirlenen bir “ sözde” katılım olmayıp çocuğun birey olarak geleceğin sorumlu vatandaşı olarak, toplumun her türlü etkinliğine yetenekleri ve kültürel değerleri elverdiği kadar katılmasını öngörür.

Demokrasiye inanan uluslarda, çocukların da katılımı için giderek daha çok olanak yaratılmaktadır. Topluma “ katılım” çocuğun dünyaya geldiği anda attığı çığlıkları ile başladığını görmekteyiz.

Çocuk Hakları Sözleşmesi gençlerin topluma katılımı ve katkılarının geliştirilmesi konusunda çok önemli rol üstlenmiş durumdadır. Sözleşme çocukların özgür bireyler olduklarını ve belgenin 12.maddesi genel bir çerçevede olmakla birlikte, çocukların katılımı için çok kesin bir çağrıda bulunuyor;

“Taraf ülkeler, kendi görüşlerini oluşturmaya yeteneğinde olan çocuklara, çocuğu ilgilendir tüm konularda, bu görüşlerini özgürce ifade etme hakkına sağlarlar, yaşı ve olgunluğu ölçüsünde, çocuğun görüşüne gerekli ağırlığı verirler.”

13.madde ise şöyle devam etmektedir;

“ Çocuğun ifade özgürlüğü vardır, bu hak hiçbir sınırlama olmadan, sözlü, yazılı ya da basılı sanat eseri formunda ya da seçeceği herhangi bir yolla her türden bilgi ve düşünceyi haber alma, araştırma ve açıklama özgürlüklerini içerir”

Sözleşmenin kapsamı çerçevesinde toplumsallaşmasında, aile tek belirleyici etken olmadığını açıkça görmekteyiz. Ancak sözleşme’nin gerekçesinde kabul edildiği gibi, başta gelenidir.


Muratcan IŞILDAK